Kadınların İş Gücüne Katılımı

Kadınların siyasete katılımlarını, politika yapma süreçlerini düşünüldüğünde, parlamentoda yer alan ve karar alma, kanun çıkarma yetkisi olan kadın sayısının çok az olduğu bilinen bir gerçek. Kadınların her alanda istihdam gösterebilmesi için önce kendilerini temsil ve ifade etmeleri gereklidir. Yine aynı doğrultuda kamu ve özel sektörde kadın istihdamını arttırmak için yapılması gerekenler arasında kamu politikalarına yön vermek geliyor ve bu noktada siyasi partilere önemli işler düşüyor. Kadın temsilcilere ihtiyacımız var ve karar alıcıların kararlarını etkilemek için sivil toplum çalışmalarında bulunmamız gerekiyor. 

Türkiye’deki kadın istihdamının %30’ların altında seyrettiğini söyleyebiliriz. Yıllardır süre gelen ataerkil aile yapısının oluşmasını kronolojik olarak incelersek, İthal İkameci Sanayileşme yılları (1950-1980) ile başladığını söyleyebiliriz. “Köyden kentte göç ile başlayan bu dönemde, önceden tarlada ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınların, kentte geçiş sırasında ‘evlerinin hanımı’ olmaktan memnun olmaları ataerkil aile yapısına gönüllü olarak katıldıklarının en önemli göstergesidir.” (İpek İlkkaracan, 2012) Kadınların bu değişimi bir refah artışı olarak düşündüğünü söylemek bu doğrultuda çok da yanlış olmaz. İkinci olarak İhracata Bağlı Büyüme dönemi ele alındığında, kadınların iş gücüne katılımında bir artış gözlemlense de ihracat sektörleri arasında yer alan tekstil ve hazır giyim sektörleri ucuz, düşük eğitimli kadın emeğini sömürüye başlamıştır. Bu dönemde hizmet sektöründe ise eğitimli kadın emeğine talep artmıştır. Öte yandan hizmet sektöründe oluşan kadın istihdamını toplumsal normlara ve kadına atanan görevlere (çocuk, yaşlı bakımı, eğitim, sağlık gibi ev içi bakım sektörünün uzantıları) dayandırmak mümkündür. “Tarım dışı istihdamdaki kadınların dörtte üçüne yakını (%74) hizmet sektöründe istihdam edilirken, bu oran erkeklerde %64’tür. Kadınların tarım dışında en çok istihdam edildiği 4 sektör sırasıyla imalat (%25), toptan ve perakende ticaret (%18), eğitim (%13) ve sağlıktır (%10).” (İpek İlkkaracan, 2012) Bu değerler cinsiyete bağlı sektörel ayrımcılığın önemli göstergeleri arasında yer alır.

Kadınların istihdama katılımını etkileyen en önemli faktörler arasında medeni durumlarını sayabiliriz. Kentte evli kadınların iş gücüne katılımı %15 iken, bekar kadınların iş gücüne katılımı %35 civarındadır. Kadınların ekonomiye katılımı 20’li yaşlarında başlarken, 29’lu yaşlarda kesiliyor. Bu duruma gerekçe olarak evlilik ve ardından gelen çocuk sahibi olmayı söyleyebiliriz. Doğumla geçici olarak emek piyasasından ayrılan kadınlar geri döndüklerinde aynı pozisyonda işe başlayamamaları, yeni gelişmelere adapte olamamaları gibi sebeplerle kalıcı olarak emek piyasasından ayrılabilirler. “Resmi veriler kadınların emek piyasasına girdikleri durumlarda bile kalıcı olamamalarının arkasında aile içi yükümlülüklerin önemli rol oynadığını göstermektedir. 2008 HHİA’e göre, daha önce bir işte çalışmış, kentte yaşayan, ilköğretim ve lise mezunu kadınların yarısına yakını, son işinden ayrılma nedeni olarak ‘evlilik, eşinin istemesi, hane halkı bakımını göstermiştir. Üniversite eğitimlilerde bu oran biraz daha düşük olmasına rağmen, üçte birinden fazlası bu tip ailevi nedenleri göstermiştir.” (İpek İlkkaracan, 2012)

Emek piyasasındaki diğer eşitsizlikler olarak ‘cam tavan’ olgusunu, farklı çalışma saatlerini ve farklı ücretlendirmeleri saymak mümkündür. Kadınların üst düzey yönetici pozisyonlarında yer almamasını ifade eden olguya ‘cam tavan’ denir. Aynı eğitim ve sosyokültürel yapıya sahip olan bir kadın ve erkek ele alındığında, yönetici pozisyonlarına erkeklerin getirildiğini gözlemlemek mümkün. “En yüksek kazanç seviyesine sahip bu meslek gruplarında kadınlar sadece onda bir oranında temsil edilmektedir.” (İpek İlkkaracan, 2012) Her meslek sektörü ele alındığında erkekler kadınlardan daha yüksek maaş almaktadır. “Doğum ve küçük çocuk bakımına bağlı olarak işgücüne girişli çıkışlı katılımları nedeniyle, kadınlar iş deneyimi ve kıdem yılları gibi ücret belirlemede önemli rol oynayan iki faktör açısından da kadınlar erkeklerin gerisinde kalmaktadır.” (İpek İlkkaracan, 2012)

İş ve aile yaşamının uzlaşmasını engelleyen neredeyse imkansız kılan uzun çalışma saatleri kadınların istihdama katılımını olumsuz etkileyen göstergeler arasındadır. İncelediğimiz OECD verilerine göre Türkiye’deki kadınların ev içi işlere ayırdığı zamanın hayli fazla olduğunu biliyoruz. Doç. Dr. İpek Karacan makalesinde bu konudan şöyle bahsetmiştir: “Kadınların ev içi çalışma saatlerinin erkeklerden en fazla olduğu; aynı zamanda kadınların ev içi ve dışı toplam çalışma saatlerinin erkeklerden en fazla olduğu, yani zaman kullanımı açısından en yüksek cinsiyet uçurumuna sahip ülke Türkiye’dir.”

Son olarak kadınların istihdama katılımını olumsuz etkileyen faktörler arasında muhafazakâr siyasileri gösterebiliriz. “Siyasiler kadın seçmeni öncelikle anne ve eş rolü üzerinden desteklemekte, bu ise kadınların emek piyasasından ve kamudan dışlanmasını pekiştirmektedir.” (İpek İlkkaracan, 2012)

Kreş hakkı konusundan da bahsetmek gerekirse, daha önceden istihdama katılan kadınlar, doğum sonrası bebeğe bakım için istihdamdan ayrılıyor. Maddi yetersizlikten dolayı, çocuklarını kreşe gönderemeyen anneler, çalıştırdıkları işlerden zorunlu olarak ayrılmaya mahkûm bırakılıyorlar. Aldıkları maaşın neredeyse tamamını kreş masrafları için harcamanın mantıksızlığı sebebi ile anneler emek piyasasından dışlanıyor. KEİG üyesi İdil Soyseçkin’in röportajında da bahsettiği gibi 150 üstü kadın işçi çalıştıran iş yerleri kreş açmakla yükümlüdür. Fakat bu konu hakkında yeterli yaptırımların bulunmadığı da aşikâr. Türkiye’de 150 ve üstü kadın işçi çalıştıran iş yeri sayısı 7 bin 204 olarak belirtiliyor, bu iş yerlerinden sadece 300’ü denetlenmiş ve denetlenen yerlerin %45’inde kreş bulunmadığı tespit edilmiş. Çocuk bakımının sadece anne görevi olarak algılandığı bir toplumda kadınların en azından emek piyasasında yer almaya devam edebilmeleri ve çocukların da okul öncesi kaliteli bir eğitim almaları ve sosyal gelişimlerini tamamlamaları adına kreş hakkı önemli rol oynamaktadır. Kreş açmamak için iş yerlerinin kadın işçi sayısını 149’da bıraktığı görülmektedir. Bu hakkı kadınların ve çocukların elinden alan iş yerlerine ceza olarak sadece 1232TL kesilmesi ise yasanın geçerliliğini düşürmektedir. Daha ciddi yaptırımlarda bulunulmalıdır. Çocuk bakımı için babaanne ve anneanne destekleniyor fakat bu yaptırım ile de evli olmayan/ annesi olmayan kadınlar göz ardı ediliyor.

 

Kaynakça:

Ilkkaracan, I. (2012). Why so Few Women in the Labor Market in Turkey? Feminist Economics,18(1), 1-37. doi:10.1080/13545701.2011.649358

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir