Hadi Depresyonu Konuşalım!

Bu yıl Dünya Sağlık Örgütü (WHO) depresyonun bir numaralı sağlık sorunu ve engellilik nedeni olduğunu açıkladı. WHO’nun tahminlerine göre depresyon her 10 kişiden birinde görülüyor. Tedavi edilmeyen depresyon ise her yıl 1 trilyon dolar  ekonomik kayba yol açıyor.

Ancak bu kadar yaygın olmasına ve yol açtığı büyük ekonomik kayıplara rağmen depresyon, kalıp yargılar, önyargılar, damgalanma ve ayrımcılığa uğrama korkusu  nedeniyle en az konuşulan hastalıklardan biri. Konuşulmadıkça da anlaşılmıyor, önyargılar, ayrımcılık, dışlanma devam ediyor.

Ben de, bu nedenle, WHO’nun Let’s Talk (Hadi Konuşalım) çağrısına uyarak, bu konudaki konuşmaya katılmak istedim:

Ben de bir majör depresyon hastasıyım.

Çevremdekilere sorsanız beni enerjik, iyimser, hatta komik olarak tanımlayacaklardır büyük ihtimalle. Maraton koştuğumdan bahsedeceklerdir.

Oysa çok yakınlarım ve doktorum kimi günler, maraton koşmayı bırakın, divandan masaya kadar olan mesafeyi gitmekte bile ne kadar zorlandığımı anlatabilirler size. Atak geçirdiğim ve tedaviyi kabul etmediğim dönemlerde durumumum nasıl her gün ağırlaştığını; çalışamadığımı, üretemeyeceğimi, evden çıkamadığımı,  yiyemediğimi, uyuyamadığımı. Kilo kaybımı durdurmak için nelere başvurmak zorunda kaldıklarını…

Evet, depresyon oldukça ciddi bir hastalık ama diğer ciddi hastalıklardan önemli bir farkı var.  Tahliller, röntgenler, MRI ‘lar ile ispat edilemediği için karşınızdakileri –eşinizi, çocuğunuzu, arkadaşlarınızı, iş vereninizi– ‘gerçekten’ hasta olduğuna ikna etmek için büyük çaba harcamak zorundasınız. Eğer onları ikna edemezseniz “yeteri kadar güçlü olmamakla”, “dikkat çekmeye çalışmakla”,  hatta “yalan söylemekle” itham edilmemiz işten bile değil.

Depresyon atakları turnusol kağıdı gibidir.

Bazı yakınlarınız, çok ağır ilaç tedavisi de görseniz, hastanede de yatsanız, devlet hastanesinden heyet raporunuz bile olsa size inanmayabilirler. İnanmayabilirler çünkü depresyon gözle görülmez, elle tutulamaz.

Diyelim ki hasta olduğunuza ikna oldular bu sefer de tedavinin süresini sorgularlar; %100 “eski kendiniz” olmanız için neden günler, aylar, hatta bazı durumlarda, yıllar geçmesi gerekebileceğine bir türlü anlamazlar…  Bir gün iyi olup ertesi gün çökmenize anlam veremezler. İşinize, sosyal yaşamınıza, hobilerinize neden önce %10, sonra %20, belki bir ay sonra %30 kapasiteyle dönmeniz gerektiğine ne siz ne de doktorunuz ikna edebilir onları. Eğer bu süreler çok uzarsa sizi suçlamaya; hatta sizden kurtulmanın yollarını aramaya başlayabilirler.

Tüm bunlar yaşanırken bazı yakınlarınız, arkadaşlarınız ise sabırla “eski kendiniz” olmanıza yardımcı olmaya çalışır. Sizi zorlamadan, küçük ve temkinli adımlarla yaklaşırlar.  Onların desteğiyle yavaş yavaş konuşmaya, yemek yemeye başlarsınız.   Hastalığınızı hiç bilmiyorlarsa, doktorunuzla konuşurlar, size nasıl yaklaşmaları gerektiğini, neyin iyi geleceği sorarlar. Atak sonrası ilk sokağa çıktığınız gün yanınızda onlar vardır; işe döneceğiniz ilk gün size eşlik ederler….

Dedim ya, turnusol kağıdı gibidir depresyon.

Ve depresyon tanısı almış, tedavisi görmüş bizler tüm bu yaşadıklarımızı, stigmaları, ön yargıları, ayrımcılığı olduğu kadar destek mekanizmalarını da, konuşmalıyız. Çocuklarımızla, sevgilimizle, iş verenimizle, eşimizle, müşterimizle, öğretmenimizle; alışverişte, seyahatte, toplantıda, okulda konuşmalıyız çünkü depresyonun zayıflık, güçsüzlük, tembellik ya da şımarıklık değil çok ciddi bir hastalık olduğunu bizden daha iyi kimse anlatamaz.

Itır ERHART

 

 

 

 

Hadi Depresyonu Konuşalım!” için bir yorum

  • 22 Haziran 2017 tarihinde, saat 10:53
    Permalink

    Bundan daha iyi anlatilamazdi. Hislerime aynen tercuman olmussunuz🙏🏻

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir